Golha - Farid Farjad düş yazıları - Blogcu



« Önceki |

30/9/2009

Ey Kavmim (Halil CİBRAN)

Ey Kavmim

Sen ki peygamberlerini bile dinlemedin beni hiç dinlemezsin. Dönüp de bakmazsın ölülerine. Lut kavminden de değilsin sen, hazdan olmayacak mahvin. Acıyla karıldı harcın ama acıya da yabancısın. Ağıtları sen yakarsın ama kendi kulakların duymaz kendi ağıdını, Bir koyun sürüsünden çalar gibi çalarlar insanlarını ve sen bir koyun sürüsü gibi bakarsın çalınanlarına. Tanrı'ya yakarır ama firavunlara taparsın. Musa Kızıldenizi açsa önünde, sen o denizden geçmezsin.



Ey kavmim... Sen ki peygamberlerini bile dinlemedin beni hiç dinlemezsin. Korkarsın kendinden olmayan herkesten. Ve sen kendinden bile korkarsın. Hazreti İbrahim olsan, sana gönderilen kurbanı sen pazarda satarsın. Hazreti İsa'yı gözünün önünde çarmıha gerseler, sen başka şeylere ağlarsın. Gündüzleri Maria Magdalena'yı 'fahişe' diye taşlar, geceleri koynuna girmeye çabalarsın. Zebur'u, Tevrat'ı, İncil'i, Kuran'ı bilirsin. Hazreti Davud için üzülür ama Golyat'ı tutarsın.



Ey kavmim... Sen ki peygamberlerinin dediklerini bile dinlemedin beni hiç dinlemezsin.



Dönüp de bakmazsın ölülerine. Lut kavminden de değilsin hazdan olmayacak mahvin. Ama sen kendi acına da yabancısın. Kadınların siyah giyer, kederle solar tenleri ama onları görmezsin. Her kuytulukta bir çocuğun vurulur, aldırmazsın. Merhamet dilenir, şefkat dilenir, para dilenirsin. Ve nefret edersin dilencilerden. Utancı bilir ama utanmazsın. Tanrıya inanır ama firavunlara taparsın. Bütün seslerin arasında yalnızca kırbaç sesini dinlersin sen.



Ey kavmim... Sen ki peygamberlerini bile dinlemedin beni hiç dinlemezsin. Sana yapılmadıkça işkenceye karşı çıkmazsın. Senin bedenine dokunmadıkça hiçbir acıyı duymazsın. Örümcek olsan Hazreti Muhammed'in saklandığı mağaraya bir ağ örmezsin. Her koyun gibi kendi bacağından asılır, her koyun gibi tek başına melersin. Hazreti Hüseyin'in kellesini vurmaz ama vuranı alkışlarsın. Muaviye'ye kızar ama ayaklanmazsın. Hazreti Ömer'i bıçaklayan ele sen bıçak olursun.



Ey kavmim... Sen ki peygamberlerini bile dinlemedin beni hiç dinlemezsin. Ölülerine dönüp de bakmazsın. Lut kavminden de değilsin hazdan olmayacak mahvin. Ama arkana baktığın için taş kesileceksin. Ve sen kendine bile ağlamayacaksın. Komşun aç yatarken sen tok olmaktan haya etmezsin. Musa önünde Kızıldeniz'i açsa o denizden geçemezsin. Tanrıya inanır ama firavunlara taparsın.



Ey kavmim... Sen ki peygamberlerini bile dinlemedin beni hiç dinlemezsin.


Halil CİBRAN

23/9/2009

UNUTMAYA HAZIRIZ MEÇHULLERİMİZİ, RAZIYIZ DA…


UNUTMAYA HAZIRIZ MEÇHULLERİMİZİ, RAZIYIZ DA…

Hala kazdıkça cesetler çıkıyor vatanımın toprağından...
Yeşilin gözlerini bile kan bürümüş…
Gerçi hala yeşillendiremedik yakılan dağlarımızı…
Gidemedik mezarlıklara…
Boşalan her köyün
Sancılı bir öyküsü vardı… Gözden kaçan,
Dinleyemedik.
Şimdi İbrahim'in yangınına odun taşıyorlar gür sesleriyle...
Gençlerimizi ateşe atıyor, Nemrut’a tapan kiralık katiller...
Küllerimize yeniden üflüyorlar.
Kavruk yüzlü bir çocuğun gözlerine tebessüm gelmiş...
Kimin umurunda...
Ülkemin topraklarına barışın ihtimali gelmiş…
Şimdi failimiz meşru makamlarda meçhul…
Hala ölüyoruz…
Hala ceset gibi soğuğuz…
Bünyede kumaş yırtıkları…
Yamalı hislerle tok tutuyoruz ruhumuzu…
Çiğnenmiş bir parça tütünün bıraktığı o koku
Beynimizde kuru otlar…
Tecavüze uğrayan her mahkûmun
İniltisi var kulaklarımızda…
Küçülüyoruz büyüyen çocukların gözünde...
Rıhtıma zorla bağlanmış bir eski gemi gibi…
Türkünün nakarat kısmına denk geliyor
Tarihin tekerrürü…
Çürüyor tahtadan evlerimiz.
Beynimizde kurtçuklar.
Hala kazdıkça cesetler çıkıyor vatanımın her yanından…
Hala üfledikçe alevleniyor, kan kokuyor coğrafyam…
İbrahim’in yangınına odun taşıyor Nemrut’un kiralık katilleri…
Barışı, yakmaya çalışıyorlar savaşın tam ortasında…
İyi şeyler olacakmış gibi oluyor… Ülkeme barışın ihtimali gelmiş…
Yeter ki gelsin… Unutmaya hazırız meçhullerimizi, razıyız da…

9/9/2009

ŞAHİNCİKLER Ahmet ALTAN (2 Agustos 1996)

Haç görmüş vampir gibi darmadağın oldular "barış" sözcüğünü duyunca, "kan dursun" sözünden bu

kadar rahatsız olmak için ancak kanla beslenen bir çakal olmak gerekiyor ve elhak çakal dolu çevremiz.

Başkalarının çocuklarının ölümünden kendine kahramanlık payesi çıkartan ucuz politikacı, savaştan

yararlanıp uyuşturucu kaçakçılığına bulaşan üniformalı çeteci, mermi haznesine fişek yerine tezek konmuş

tahta tüfekli köşe muhbiri, kan akmadığı zaman işlerini sürdüremeyeceklerini biliyorlar.

Bir önerisi, projesi, planı olmayan politikacı barış zamanı ne söyleyecek halkına, uyuşturucu

kaçakçılığından trilyonları vuran rezil bu işleri barışta nasıl bu kadar rahat yapacak, ana dilini bile doğru

dürüst yazamayan, hayatında bir tek fikir serdedememiş köşe yazarı kılığındaki küfür işportacısı kendini

insanlara nasıl yazar diye yutturacak.

Kendi alçaklıklarını çocukların kanına bulayıp yiğitlik gibi sunmaya çalışan sahtekarlar bir de afilleniyorlar,

çeşitli, güçleri arkalarına alıp "barış" isteyenleri korkutmaya çalışıyorlar.

Savaşı alkışlayıp, çocukları ölüme göndererek vatanın birliğini bütünlüğünü koruyacaklarmış.

Bu vatan niçin barışta "birlik" sağlayamıyor surusunu ise hiç sormuyorlar, böyle bir soru bile onların

başkaları tarafından programlanmış beyinciklerinin entegre devrelerini yakmaya yetiyor, kulaklarından

duman fışkırıyor gariplerin...

Şimdi bu küçük şahinciklerin efendilerine bir çift söz söyleyelim.

Sizin ufaklıklar bizi korkutmaya yetmez.

Polemik falan yaratmak istiyorsanız, hiç olmazsa orijinal küfür yazabilecek birilerini bulun kendinize,

hayatını aynı dört kelimeyi tekrarlamayı geçiren küfe dibi, güdük kalemli şahinciklerinizle bunu

beceremezsiniz.

"Barış" sözünü duyar duymaz "devlet kimseyle pazarlık etmez" diye babalanıyorsunuz.

BİRİNCİSİ, devlet adına karar vermek size kalmadı, babanızın tapulu malı değil devlet, o hepimize ait.

Devlet ne yapacak diye size sorup, sizden icazet alacak değiliz.

Devletin ne yapacağını belirlemek yalnızca hazineden para alanların tekelinde bulunmuyor, ona halk hep

birlikte karar verir.

İKİNCİSİ, barışı sağlamak için, gidip hemen birileriyle pazarlığa oturmak da gerekmiyor. öncelikle yapılacak

iş, ülkede bir barış iklimi yaratmaktır.

Şehit analarıyla kayıp analarını, tutuklu yakınlarını, aydınların, yürekli politikacıların biraraya gelmesi, bu

barış ikilimini yaratacak iik adımın atılmasını sağlar.

Tüylü bir kefen gibi toplumun üstüne örtülen şiddet politikalarında bir hava deliği açar.

On iki yıldan beri uğruna bu halkın çocuklarını öldürttüğünüz, iliğini kemiğini sömürdüğünüz, parasını pul

ettiğiniz savaşın beslendiği nefret ortamını taze rüzgarlarla ferahlatır.

Eğer insanlar, bu ülkede sorunların yalnızca topla, tüfekle, silahla çözümlenemeyeceğini, sorunların

çözümünün demokrasiye uygun başka yolların da bulunduğunu görürlerse, gencecik çocuklar gidip PKK'ya

asker yazılmaz.

Bu ülkede, pkk'yı besleyen sizin şiddet politikalarınızdır.

Bazen pkk'yı bile isteye güçlendirdiğinizi, savaşı sürdürebilmek için gençleri pkk'ya itecek bir dehşet

politikasını bilerek izlediğinizi düşünüyor insan.

Ama bu ülke, siz koltuklarınızı koruyacaksınız, rahatça kaçakçılığınızı yapacaksınız, yazı dolandırıcılarını

yazar kılığına sokup yutturacaksınız diye bu savaşı daha fazla taşıyamaz.

Bu ülke barışı sağlayacak iklimi yaratacaktır.

İsteseniz de istemeseniz de bu ülke barışa, huzura, mutluluğa kavuşacak.

Onu bunu korkutmaya çalışacağınıza aklınız varsa siz korkun.

Birgün barışa kavuşup gerçek bir hukuk devleti olduğumuzda, hukuk, bu ülkeyi kim savaşa böyle attı, kim

çocukları öldürttü, kim savaşı kızıştırdı, kim kaçakçılıktan milyarlar vurdu, kim gizli örgütlerle toplumu kana

buladı diye soracaktır çünkü.

Böyle bir şeyin olacağına inanmıyorsanız kafanızı kaldırıp dünyaya bir bakın.

Nerelerde kimler yargılanıyor bir görün...

                                           Ahmet ALTAN - Yeniyüzyıl Gazetesi

16/7/2009

KAZIDIKÇA

KAZIDIKÇA

Hala kazdıkça cesetler çıkıyor vatanımın toprağından...
Yeşilin gözlerini kan bürümüş…
Gerçi hala yeşillendiremedik yakılan dağlarımızı…
Gidemedik mezarlıklara…
Boşalan her köyün
Sancılı bir öyküsü vardı…Gözden kaçan,
Dinleyemedik.
Şimdi failimiz meşru makamlarda meçhul…
Hala ölüyoruz…
Hala ceset gibi soğuğuz…
Bünyede kumaş yırtıkları…
Yamalı hislerle tok tutuyoruz ruhumuzu…
Çiğnenmiş bir parça tütünün bıraktığı o koku
Beynimizde kuru otlar…
Tecavüze uğrayan her mahkumun
İniltisi var kulaklarımızda…
Küçülüyoruz büyüyen çocukların gözünde...
Rıhtıma zorla bağlanmış bir eski gemi gibi…
Türkünün nakarat kısmına denk geliyor
Tarihin tekerrürü…
Çürüyor tahtadan evlerimiz.
Beynimizde kurtçuklar.
Şimdi tarih başka bir şehirden bahsediyor.
Kabarıyoruz. Nasıl olur diye…
Yirmi beş yıldır bal gibi oluyor işte...

Hakim ÖZGEN (15/07/2009)

13/4/2009

YABANCI




YABANCI

 

Gölgemi karanlığa hiç bu kadar yakıştırmadım...Bu gece ay öyle

parlak ki, beni kayalara karanlık resmediyor. 

Kulağımda keman sesi...

Ah o bakış etimi ruhumu kurutur diyorum içimden…

Erimiş bir şeker tanesi gibiyim. Öylece saydam ve hareketsiz.

Ruhum istilaya uğramış şehirler gibi. Yüzümde korsan hayaller...

Bir şehri şehir yapan ışıkların altında, kendi külüne üfleyen şairler

gibiyim.

Ciğerimi kopardılar asılıp iki yanından; yandım ki ne yandım... Ayak

parmaklarımdan süzüldü kanım.

Gönlümün suyu bulandı...galiba ruhuma işledi bu yalnızlık.

Şimdi susmanın feryatları var bünyemde.

Bir yabancıya alışmaktan...ve bir alışkanlığa yabancılaşmaktan

korkuyorum...

Ne diyelim yaşasın yalnızlık...